1879
18 Ocak 2017 Çarşamba
24 Aralık 2016 Cumartesi
dekemvrio- a playlist #5
dustin o'halloran- we move lightly
alela diane- foreign tongue
nancy sinatra- things
i got you on tape- somersault
hindi zahra- any story
faron young- i miss you already
nick cave & the bad seeds- i need you
dustin o'halloran- departures n1
phoenix- chloroform
alela diane- foreign tongue
nancy sinatra- things
i got you on tape- somersault
hindi zahra- any story
faron young- i miss you already
nick cave & the bad seeds- i need you
dustin o'halloran- departures n1
phoenix- chloroform
30 Ekim 2016 Pazar
16 Ekim 2016 Pazar
flower walks with a flower/ islander #3
taşındım taşınalı aynı yolu gidip geliyorum her gün. bazen dört defa görüyorum aynı yeri, bazen gözlerimi değil ruhumu kapatıp gittiğimden ilgimi çekmiyor hiçbiri. çiçek elinde çiçekle yürüyor.
erken bir saatte alarmın sesine gözlerimi açıyorum. pencereler açık yattık, üşüyorum ve örtünün altına saklanıyorum. bir saat geçiyor. artık yatıp uyumak için lüksüm kalmamış oluyor. askıya uzanıyorum ve toz pembe hırkamı üzerime geçiriyorum. hava halen daha çok soğuk.
kahvaltıya olan hislerimi sorguluyorum. yutkunamıyorum sabahları, o yüzden b12 hapını da içemiyorum. mutfakta sandalyeme yerleştim, belki güzel bir soundtrack açtım, ayılmayı bekleyeceğim. genelde interstellar veya the assassination of the jesse james by the coward robert ford oluyor. çok iyi haldeysem izlandik indie. şarkıyı söyleyeceğim ama sesim kesik kesik. bunalıyorum ve suyu kaynatıyorum. çay için değil, yulaf. bir kere çay yapayım dedim de, içmeyi unuttum.
kendimi zorlaya zorlaya da olsa kahvaltıyı bitiriyorum. uyuduğum zaman beni acele ettirdi. yatağımı toplayamadan gitmek zorundayım. öğünlerimi çantaya atıp çıkıyorum. hava serin.
acaba incecik tişörtle çıktığım için pişman olacak mıyım diye düşünürken bir yandan kapıyı kilitliyorum. hayır, hava sıcak. evden dümdüz aşağı iniyorum. çok güzel kokulu çiçekler döken bir ağaç var. döktüğü en taze çiçeği yerden alıyor ve yoluma onu arada koklayarak devam ediyorum.
yolun uzun gelmesinden korkuyorum. bazen çabucak bitiyor, bazen adımlarımın acısını hissediyorum. yaşadığım psikolojik gerginlikler yolun sonuna yakın üstüme çöküyor kimi gün. rahatla, rahatla, rahatla. bunları kendine tekrarla. gerilecek hiçbir şeyin yok. yok!
saatlerim geçiyor okulda. ne yaptığımı ve düşündüğümü takip edemiyorum. üç karakteri düşünüyorum, robert ford'da duruyorum. robert ford hayali değil, ama sayacağım onu da, çünkü özdeşleşmişiz. değişik. değişmiş. hayatımda yeni insanlar olmuş. öyle şeyler işte.
eve döneceğim. hava sıcak değil, hava çok sıcak. ensemin terlemeye başladığını hissediyorum. kıyafetlerimi üstümden atmak ve uyumak gibi hedeflerim var. yürü yürü yürü, dakikalarım yine hızla akmaya başlıyor. başka yoldan dönüyorum eve, arkadaşımı otobüse kadar yolcu ettikten sonra. o yolda o çiçekleri döken ağaçtan bir sürü var. ve daha çok çiçek döküyorlar. bazen yerden bir değil, iki tane alıyorum.
girne'nin, çatalköy'ün gün batımlarını özlemeye o an başlıyorum. geldiğimden beri bir defa büyülendim, o da yarım yamalaktı, gerçi büyülenmenin yarım yamalağı olur mu, düşündürücü. kalabalık yollardan karşıya geçiyorum ve artık eve yaklaştım. adımlarım daha kolay geliyor. evi görünce neredeyse koşacağım. kapıyı açıyorum ve ilk işim çiçekleri sehpanın üzerindeki kaseye bırakmak.
benden bu kadar.
ekimin ortasındaki sıcağa anlam vermeye çalışarak uyumak, akşam uyanınca vaktinden gittiğine üzülmek.
ertesi sabah yine yerden çiçek almak. bu kadar basit, bu kadar sıcak.
erken bir saatte alarmın sesine gözlerimi açıyorum. pencereler açık yattık, üşüyorum ve örtünün altına saklanıyorum. bir saat geçiyor. artık yatıp uyumak için lüksüm kalmamış oluyor. askıya uzanıyorum ve toz pembe hırkamı üzerime geçiriyorum. hava halen daha çok soğuk.
kahvaltıya olan hislerimi sorguluyorum. yutkunamıyorum sabahları, o yüzden b12 hapını da içemiyorum. mutfakta sandalyeme yerleştim, belki güzel bir soundtrack açtım, ayılmayı bekleyeceğim. genelde interstellar veya the assassination of the jesse james by the coward robert ford oluyor. çok iyi haldeysem izlandik indie. şarkıyı söyleyeceğim ama sesim kesik kesik. bunalıyorum ve suyu kaynatıyorum. çay için değil, yulaf. bir kere çay yapayım dedim de, içmeyi unuttum.
kendimi zorlaya zorlaya da olsa kahvaltıyı bitiriyorum. uyuduğum zaman beni acele ettirdi. yatağımı toplayamadan gitmek zorundayım. öğünlerimi çantaya atıp çıkıyorum. hava serin.
acaba incecik tişörtle çıktığım için pişman olacak mıyım diye düşünürken bir yandan kapıyı kilitliyorum. hayır, hava sıcak. evden dümdüz aşağı iniyorum. çok güzel kokulu çiçekler döken bir ağaç var. döktüğü en taze çiçeği yerden alıyor ve yoluma onu arada koklayarak devam ediyorum.
yolun uzun gelmesinden korkuyorum. bazen çabucak bitiyor, bazen adımlarımın acısını hissediyorum. yaşadığım psikolojik gerginlikler yolun sonuna yakın üstüme çöküyor kimi gün. rahatla, rahatla, rahatla. bunları kendine tekrarla. gerilecek hiçbir şeyin yok. yok!
saatlerim geçiyor okulda. ne yaptığımı ve düşündüğümü takip edemiyorum. üç karakteri düşünüyorum, robert ford'da duruyorum. robert ford hayali değil, ama sayacağım onu da, çünkü özdeşleşmişiz. değişik. değişmiş. hayatımda yeni insanlar olmuş. öyle şeyler işte.
eve döneceğim. hava sıcak değil, hava çok sıcak. ensemin terlemeye başladığını hissediyorum. kıyafetlerimi üstümden atmak ve uyumak gibi hedeflerim var. yürü yürü yürü, dakikalarım yine hızla akmaya başlıyor. başka yoldan dönüyorum eve, arkadaşımı otobüse kadar yolcu ettikten sonra. o yolda o çiçekleri döken ağaçtan bir sürü var. ve daha çok çiçek döküyorlar. bazen yerden bir değil, iki tane alıyorum.
girne'nin, çatalköy'ün gün batımlarını özlemeye o an başlıyorum. geldiğimden beri bir defa büyülendim, o da yarım yamalaktı, gerçi büyülenmenin yarım yamalağı olur mu, düşündürücü. kalabalık yollardan karşıya geçiyorum ve artık eve yaklaştım. adımlarım daha kolay geliyor. evi görünce neredeyse koşacağım. kapıyı açıyorum ve ilk işim çiçekleri sehpanın üzerindeki kaseye bırakmak.
benden bu kadar.
ekimin ortasındaki sıcağa anlam vermeye çalışarak uyumak, akşam uyanınca vaktinden gittiğine üzülmek.
ertesi sabah yine yerden çiçek almak. bu kadar basit, bu kadar sıcak.
18 Eylül 2016 Pazar
the mountains and the sea/ islander #2
rüyalarımda girne'yi, dağları koşarak geçtiğimi anlatmıştım. sokakları tanıdığımı, boş yollarda koştuğumu ve bunları yapmanın verdiği hazzı hissettiğimi de anlatmış olmalıyım. yine o rüyalardan gördüm.
son zamanlarda hep bu benzer rüyayı görüyorum. bir grup insanla kurak arazileri yürüyorum, vadiler, tepeler, tek tük ağaçların olduğu yerlerden geçiyorum. kocaman taşlarla dolu o dağları çıkıyorum ve dönüyorum. dönünce deniz. kuraklıklar bitiyor, güneş güzelleşiyor ve aşağıya iniyorum. cıvıl cıvıl.
hayalimdeki yaz adeta. suyun sesini duyabiliyorsun ve kuşları görüyorsun. sahil boyunca yürümeye devam ediyorum. fotoğraflar çekiyorum.
sürekli ama sürekli bu rüyayı görüyorum. köşeden dönünce önümde denizi buluyorum. adanın çevresinde turluyorum ve geçmişe gidiyorum. limanda koşuyorum ve geceyi kutluyorum. karanlıklarda daralıyorum ve adamın kolundan çektiğim gibi sokaklara dalıyoruz. arabaya biniyorum ve ağaçlarla çevrili o yoldan geçiyoruz. uyanıyorum ve o yola gidiyorum.
son zamanlarda hep bu benzer rüyayı görüyorum. bir grup insanla kurak arazileri yürüyorum, vadiler, tepeler, tek tük ağaçların olduğu yerlerden geçiyorum. kocaman taşlarla dolu o dağları çıkıyorum ve dönüyorum. dönünce deniz. kuraklıklar bitiyor, güneş güzelleşiyor ve aşağıya iniyorum. cıvıl cıvıl.
hayalimdeki yaz adeta. suyun sesini duyabiliyorsun ve kuşları görüyorsun. sahil boyunca yürümeye devam ediyorum. fotoğraflar çekiyorum.
sürekli ama sürekli bu rüyayı görüyorum. köşeden dönünce önümde denizi buluyorum. adanın çevresinde turluyorum ve geçmişe gidiyorum. limanda koşuyorum ve geceyi kutluyorum. karanlıklarda daralıyorum ve adamın kolundan çektiğim gibi sokaklara dalıyoruz. arabaya biniyorum ve ağaçlarla çevrili o yoldan geçiyoruz. uyanıyorum ve o yola gidiyorum.
17 Eylül 2016 Cumartesi
11 Eylül 2016 Pazar
10am sun
şunları aşırı yorgunlukla yazıyorum. bu hafta çatalköy'den girne'ye, girne'den mağusa'ya gitmek ve mağusa'dan çatalköy'e geri dönüş yaparken tüm enerjim vücudumdan nasıl çekiliyorsa şuan bunu sabahtan yine yapacağımın düşüncesi aşırı geriyor ve sömürüyor.
bu yolculukları enerjim daha fazla sömürülmesin diye yapıyor oluşum ise ağlatacak resmen. ne zaman arkadaşlarımla buluşacak olsam, o günün sabahı da aynı yorgunluğu yaşarım. yatağı belirli bir saatte terk etmek zordur, kahvaltıyı mecburen yapmak zordur ve sıcakta yol tepmek zordur, iptal edemiyor muyum bunu diye düşündürür.
öte yandan içimden aptalca da sevinirim. çünkü önceki gece 12de, 1de yattım. sabahın 3, 4 veya 5inde değil. ve sabah güneşinde uyandım. sabah güneşi farklıymış.
bu yolculukları enerjim daha fazla sömürülmesin diye yapıyor oluşum ise ağlatacak resmen. ne zaman arkadaşlarımla buluşacak olsam, o günün sabahı da aynı yorgunluğu yaşarım. yatağı belirli bir saatte terk etmek zordur, kahvaltıyı mecburen yapmak zordur ve sıcakta yol tepmek zordur, iptal edemiyor muyum bunu diye düşündürür.
öte yandan içimden aptalca da sevinirim. çünkü önceki gece 12de, 1de yattım. sabahın 3, 4 veya 5inde değil. ve sabah güneşinde uyandım. sabah güneşi farklıymış.
görüşürüz gündüz.
**
01.40'da gelen edit: ben iptal etmedim, şartlar bu yolculuğu erteletti. iyi ki erteletti. birazcık uyku ve enerji toplayışlar! herkese iyi uykular. ben halen daha deli gibi yorgunum
**
01.40'da gelen edit: ben iptal etmedim, şartlar bu yolculuğu erteletti. iyi ki erteletti. birazcık uyku ve enerji toplayışlar! herkese iyi uykular. ben halen daha deli gibi yorgunum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




