4 Eylül 2015 Cuma

Playlist #2

The Antlers- Kettering
Portugal. The Man- So American
Wolf Parade- Modern World
Camera Obscura- This Is Love (Feels Alright)
Camera Obscura- Troublemaker
Max LL- Sol
Nick Cave & The Bad Seeds- Under This Moon
Say Lou Lou- Nothing But a Heartbeat



Bir sonraki daha uzun olur umarım. İyi geceler!

Benim İçin İzleyin, Bir Ara Mutlaka İzleyin : Philadelphia

Merhaba! Neredeyse bütün zamanımı dışarıda geçirdiğimden ve birde zaten sabahlayıp yattığımdan ötürü öğlen ikide uyandığımdan bugün bir şeyler karalayamadım. Ama aklımda olan filmi size sunmaya kararlıyım. Günün filmi biriciğim Tom Hanks'in (kaç biriciğim var benim) Philadelphia'sı.


Hadi başlayalım.

1993 yılında Jonathan Demme (o da biriciğim) tarafından yönetilen, başrollerinde Tom Hanks, Denzel Washington ve Antonio Banderas gibi usta oyuncuları barındıran bir drama. Konusu 1980li yıllarda Amerika'da yaşanan AIDS salgını etrafında gelişiyor. Çok iyi bir avukatlık firmasında çalışan eşcinsel Andy (Tom) aids'e yakalandıktan sonra işine son verilmesini ve başka bir avukat olan Joe'nun (Denzel) Andy'e davasında yardım edişini izliyoruz. Film, Hollywood'un homofobi, homoseksüellik, hiv, aids gibi konularda seyirciye sunduğu ilk büyük yapımı olarak geçiyor.


Film Akademi ödüllerinde dört adaylıktan ikisini kazandı, bunlar Best Actor altında Tom Hanks'e ve Best Original Song altında Bruce Springsteen'e, Streets of Philadelphia parçasına gitti.


Tom Hanks'in rolüne değinmek bir kenara, Denzel'in karakteri ve karakterinin filmin dakikaları ilerledikçe yaşadığı değişime bayılacaksınız. Çünkü insan böyledir. Ön yargılarımız vardır ve her ne kadar zor olsa dahi bunları aşabiliriz.

Bir olayı içinde bulunmadan da değerlendirebilir, haklıyı savunabiliriz. Replikleri diğer burada yazdığım her film gibi kaliteli.

Bunu izlerken de ağladım ben kesin ama şimdi hatırlamıyorum da. En iyisi yarın bende tekrar izleyeyim. Paramı yatırdığım en kaliteli dvdlerden.

Not, Tom Hanks'in Akademi ödüllerinde yaptığı speechi tam hatırlamıyorum ama izlemeye değer olabilir.

  

  

  


İyi seyirler. Bu arada yazdıklarımı izlerseniz bana da bildirmeyi unutmayın. Her zaman bu konuları konuşmaktan zevk alıyorum.


2 Eylül 2015 Çarşamba

Benim İçin İzleyin, Bir Ara Mutlaka İzleyin : Guys and Dolls

Gecenin konuğu, 1955'in bebeği, Brando ve Sinatra'nın göz zevkimi tavan yaptırdığı Guys and Dolls! Öncelikle hoş geldiniz dostlar. Filmleri incelemeye ve size tavsiye etmeye devam ediyorum.


Başlayalım.

Senelerden 1955. Yönetmen Joseph L. Mankiewicz. Başrol oyuncuları Marlon Brando, Frank Sinatra (kalpler kalpler kalpler), Jean Simmons ve Vivian Blaine. Film bir müzikal. Pek çok kez tiyatro (Broadway'de çok yer alıyor kendileri) ve sinema uyarlaması yapılmış.


Konumuz ise 1940lı yılların sonlarına doğru New York suçlularının ve profesyonel kumarbazların aktivitelerini konu alıyor. IMDb açıklamasını size sunmak gerekirse : "In New York, a gambler is challenged to take a cold female missionary to Havana, but they fall for each other, and the bet has a hidden motive to finance a crap game."

İçinizi ısıtan, müziğe ve güzelliğe doyuran tatlı bir müzikal. Sinatra veya Marlon Brando'yu seviyorsanız (ya da benim gibi ikisine de aşıksanız) kalpten gidebilirsiniz. Ayrıca müzikal olduğundan ötürü, Sinatra'nın sesine kesin doyuyorsunuz. Sinatra ismi ile ilk tanıştığımdan beri izlemek istediğim filmlerden biriydi Guys and Dolls. Geçen sene MGM kanalında tesadüfen denk gelip izledim, bazen güzel şeyler de geliyor başıma işte. Arkadaşlar Spotify, Youtube gibi yerlerden Guys and Dolls Soundtrack albümlerine bakmayı ihmal etmeyin.

Filmin IMDb puanı 7.3, oldukça iyi. Akademi ödüllerinde Best Art Direction, Best Cinematography, Best Costume Design ve Best Music gibi dört alanda adaylığının olması yanında iki BAFTA adaylığı var. Golden Globe ödüllerinde Best Motion Picture ve Best Motion Picture Actress dallarında kazandı.

İzleyen bana yazsın Sinatra ile ilgili filmden çok komik bir şeyi açıklayacağım. 



Hadi bu da bonus resim olsun, Brando kendisini filmde dans ettiği sahnelere hazırlamaya çalışırken :

Bir sonraki yazacağım filmin yine Sinatra'dan olmasını, blogumu böylece isminin hakkını vererek kullanmayı, bu filmin Anchors Aweigh olmasını dileyip gidiyorum! Herhangi bir kısmı ile ilgili danışmak isterseniz, ulaşabileceğiniz yer bol! Görüşürüz :)

(Şurada film yazdığıma bakmayın, her gün Lord of the Rings maratonu var bizim evde.)

Chéri

Daha önce Chéri hakkında bir şeyler karalamıştım ama blogun o kısımlarını sildiğim için, daha detaylı daha güzel bir yazı hazırlamaya karar verdim. Bu filmi yazarken kesinlikle izlemeniz gerekiyor diye düşünmediğimden başlığına da mutlaka izleyinli başlığımdan koymadım.

Chéri 2009 yılında çekilmiş, yönetmeni Stephen Frears olan bir dram filmi. Başrollerinde Michelle Pfeiffer ve Rupert Friend gibi isimler barındırması yanında, Felicity Jones (bir sevemedim şu kadını) ve Kathy Bates gibi isimler de rol almış.

Filmin konusu ise yaşlanmakta olan emekli bir courtesan (kelimeyi araştırdım ama Türkçe'ye nasıl geçirsem bilemedim) ve genç bir adamın ilişkisini konu alıyor.

Müzikleri Alexandre Desplat'tan, The Rose Acasia parçası ise en sevdiğim.


Spoiler Alert vereyim yine de. Ben bu filmi ille izleyeceğim diyorsanız resimden altını okumayın, başka yazıya geçin.


"Meanwhile, Edmée accuses Chéri of not caring about her, and says all he ever does is think of Léa. While out on the town with a friend, Chéri tries opium and cocaine, and on his way back he notices that Léa's apartment is no longer empty, and she has returned home. Comforted by the fact that Léa has returned, Chéri runs home to Edmée where he makes love to her properly and kindly, thinking that he can now live in peace with Edmée. He sends Charlotte the next day to inspect Léa's home, whereupon Léa says she is madly in love with her new "suitor", and learns (falsely) from Charlotte that Chéri and Edmée are crazily in love and happier than ever. That night, after hearing from Charlotte that Léa is in love with her suitor, Chéri breaks into her home and admits he loves her. The two spend one more night together and plan on running away. In the morning, however, Léa apologizes to Chéri for "ruining him" and making life too easy on him when they first begun their affair. Léa tells Chéri to go back to Edmée, for their age difference would always prevent a true relationship blossoming between them. Tentatively, Chéri leaves. Léa stares into her mirror at her aging face, and the narrator reveals she is angry for being born two decades before Chéri. The narrator also reveals that, after a while, Chéri realises that Léa was the only woman he could ever love, and he commits suicide."

Filmin beni ciddi ciddi bağladığı kısım sonuydu, zaten onu da belirginleştirdim alıntıda. Film yine bana ageism ne iğrenç şey dedirtti. Ama bu yüzden sevdim. Film bana kimi seviyorsan sev işte dedirtmiş olabilir. Her neyse. Chéri öyle ahım şahım bir film değil, sıkıcı olabilir. Ben izledim, çünkü bu benim film zevkim. Sizi gerçekten bilemiyorum.

1 Eylül 2015 Salı

Benim İçin İzleyin, Bir Ara Mutlaka İzleyin : The East

Aklıma geldik sonra yazacağımı söylemiştim. Bu da bir yerde, günün her saati bir şeyler çıkartabileceğim anlamına geldi. İlk yazdığım filmler genelde en çok aklıma takılanlar. Geceleri haklarında düşündüğüm, hayat değiştirme kapasitesi olanlar.

Bugün The East'i ağırlayarak güne başlıyorum. Sonra yazar mıyım, gerçekten bilemiyorum.

The East benim '10lu yıllarda yılları ayırıp ayırıp yazacağım filmler arasında 2013'ün bebeklerinden. 2013 yılı yine sinema için bana göre güzel bir yıldı ve listemin yüksek sıralarındaydı The East. Peki The East'in konusu ne, yönetmeni kim, kimler oynamış? Hemeen bakıyoruz inceliyoruz.


Yönetmeni  Zal Batmanglij olan filmin yapımcılığını Ridley Scott, Michael Costigan, Jocelyn Hayes- Simpson ve Brit Marling üstlenmiş. Filmin senaryosu ise yine Zal ve Brit'e ait.

Oyuncu kadrosu ise bana göre excellent. Brit Marling'in esas karakter olduğu yerde, Alexander Skarsgård ve Ellen Page gibi üst düzey oyuncuları var.



Filmin konusu ise şöyle geliyor. Jane (Brit Marling) özel bir güvenlik şirketinde çalışır. Patronu ise kendisini The East adındaki anarşist ve freeganist (araştırmanız gereken mükemmel bir konudur freeganism, hatta izlemeden bakınız) bir eko-terörizm organizasyonuna sızması ve bilgi toplaması için görevlendirir. Film bu doğrultuda gelişiyor ve ben filmi izledikçe keşfetme zevkini sizlere sunuyorum.

Hayatınıza farklı bir bakış açısı kazandırma potansiyeli olan, soundtrack'ı iyi -ki ilginç bilgi soundtracklar yönetmenin kardeşi Rostam Batmanglij'den, oyuncu kadrosu harika ve müthiş repliklerle sizi kazanan bir film. Hiçbir konusu sizi çekmezse bile Alexander'i, Ellen'i, Brit'i izlersiniz arkadaş.

IMDb puanı ahım şahım değil, 6.9. Ortalama, ama ben olsam minimum 7.5 falan verirdim.

Filmi izlemiş olanları şu linke alayım.


Bir sonraki filmde görüşürüz! :)

Benim İçin İzleyin, Bir Ara Mutlaka İzleyin : The Fall

Hep bu kış sizlere ultimate izlenecek 100-200 film listesini vermeyi düşünüyorum ama ne yapsam eksik kalacak çünkü benim hafızam zayıf. Onun için aklıma geldikçe izleyin dediğim, izleyin diye bönürdüğüm filmleri tek tek yazacağım. Bu gece The Fall'u blogda misafir olarak ağırlıyoruz.

Önce izlememiş olanlar için ufak ön bilgi, birkaç oyuncu resmi filmden küçük kareler, sonra izlemiş olanlar için ağır toplar. Spoiler alert'i verdiğim an kaçıp gidiyorsunuz izlememiş olanlar, tamam? Tamam. (tfios çaktım sanki)

Filmin konusu : 1920li yıllarda bir sakatlanan bir dublör Los Angeles'te bir hastanededir. Orada bulunan başka bir hastaya epik bir hikaye anlatmaya başlar. Hikaye beş kahramandan oluşmaktadır. Sonralarda ise yaşadığı ruh hallerine göre hikayesi şekillenir.

benswhishaws:

poster remake- the fall, requested by evelienjolras & rosehathawys 

Yönetmen Tarsem Singh, film 1981 yılındaki Yo Ho Ho'dan ilham almış.

Bu filmde benim biriciğim, kaşlarına kurban olduğum, elflerin elfi, turtacıların turtacısı, uzunların develerin kralı her şeyim (çok mu uzattım) Lee Pace oynuyor! Hele ki hele gençliği, OH YARABBİ. (yazara bir şey mi oldu bir kontrol edin?????)

theladyigraine:

There’s no happy ending with me.

Gurban olduğum.

Sonracığıma Catinca Untaru adında, 21 Mart 1997 doğumlu, o zamanlar tombik tatlış mı tatlış bir çocuk aynı zamanda başrolde. İzler izlemez sempatinizi kazanacağı bir gerçek.


İnsana en güzelinden duyguları yaşatan, IMDb puanı çok esaslı (7.9), Lee Pace'in gençliğinin insanın gözlerini kör ettiği müthiş bir yapım. 

Hadi şimdi SPOILER ALERT'i veriyor, izlemeyene kış kış diyorum! Kış be! Önce izle, sonra gel oku bu kısmı. Aaa.



Arkdşlr köpekler gibi ağladım. Siz ağlamadınız mı? Ağlamadıysanız çünkü sizi duygusuzlar sınıfına sokacağım. İçte kalsa da gözyaşlarını sayıyorum ama zerre duygulanmayana cevabım Çık dışarı! İlkten ne yalan söyleyeyim, çok sıkılır gibi olmuştum bir ara. Yanılmışım! Müthiş bir şey bekliyormuş beni. Filmi bu kadar geç keşfetmiş olduğuma kederlendim. Replikler de iyiydi.

  

  

  

  

Ben bunu izlerken depresyona girdim dostlar, gözyaşlarımdan bir şelale falan oluştu. Ağlattılar insafsızlar! Dur yine ağlıyorum galiba. Gözlerim doldu. Güzel eleştiri bile yapamadım kahretsin.

Düzgün bir şeylerden bahsetmek gerekirse izleyenler için, gülüyorsunuz, üzülüyorsunuz. Hele Roy hepsini öldürmeye başlayınca "ne oluyor yahu" diye düşünmeye başlıyorsunuz, rahat bıraksana şu adamları diyorsunuz. Alexandria bizi morphin3 olayıyla kahkahalar içinde bırakıyor. Ciddi söylüyorum replikleri iyi, kaliteli film. Ben bunu bir ara düzenleyeyim en iyisi. Yazı bildiğin şurada ağladım, şurada güldüm yazısı oldu...