30 Ağustos 2016 Salı

three faces, faces part 2


barcarole:
“ Judy Garland, Frank Sinatra and Lauren Bacall at the premier of A Star is Born in 1954. Photos by Philippe Halsman.
”

barcarole:
“ Judy Garland, Frank Sinatra and Lauren Bacall at the premier of A Star is Born in 1954. Photos by Philippe Halsman.
”

en çok da üçüncü fotoğrafı seviyorum. öyle zamansız, öyle kayıp ama öyle de güzel ki.

three faces. bacall, garland and sinatra.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

one more time with timelessness

  fuckyeahflorencewelch:
“ Florence in Love magazine by David Sims, 2015
”

barcarole:
“ Judy Garland, Frank Sinatra and Lauren Bacall at the premier of A Star is Born in 1954. Photos by Philippe Halsman.
”

oxide-joyride:
“ Anita Lane at The Ballroom c. 1979/80. Photo by Peter Milne
”

lesbohemiens:
“ “ August Diehl and Daniel Brühl on the set of Love in Thoughts.
” ”

my-secret-eye:
“ “Shelby Duncan, Lea Seydoux
” ”

dissolving-into-molecules:
“ Steglitz Student Tragedy - Hilde Scheller in Paul Krantz’s trial, February 1928.
”



lately i've been thinking about all the things i love. all of them. voices. sounds. moving pictures. faces. dresses. smells. lights. movements. shapes. stories. pages. minutes.

from me to you

many faces. part one

25 Ağustos 2016 Perşembe

to love

"To Love: I didn’t ask you to stay. But you stayed. I never asked you who you were Or what you wanted. You were simply there. What did you want from me, love? Was I not stronger alone? And did I ever need you? But stay a bit longer. Not long until they stop asking how I am and I stop answering, “Fine.” Everyone can tell at a glance: You are here. If you ever leave me I will go with you."

19 Ağustos 2016 Cuma

broken and wasted by that modern love

i cried a bit at the end


this modern love, breaks me
this modern love, wastes me


26 Temmuz 2016 Salı

ikinci gün

expressions-of-nature:
“ by Sverrir Thorolfsson
Hestfjörður, Iceland
”

en sondan bir önceki yazımın konusu günlük tutmaya başlayışımla ilgiliydi. 30 günlük bu olayın ikinci gününde konu bu: uyandığında sahip olduğun ilk düşünce neydi? pozitif miydi, negatif miydi? düşünce yapını daha mutlu daha sağlıklı hale nasıl getirebilirsin?

uyandığımda sahip olduğum ilk düşünce anlamsız bir üşüme hissi üzerineydi. bir arkadaşımla film izlemek için anlaşmıştık gece yarısı civarı, uyuyakalmışım ve terler içerisinde uyuduğumu, saçlarımın ıslak olduğunu anımsıyorum. sonra kardeşim odaya geldi ve klimayı açtı. sanırım azıcık üşüttüm. pozitif veya negatif olarak değerlendirmedim, nötrdü. ne yaz ortasında içimin titremesi pozitif sayılabilir, ne de üşüme hissinin güzelliği benim için negatif diye nitelendirilebilir. düşünce yapısının iyileşmesi, kişiyi mutlu etmesi ve sağlıklı temellere sahip olması çevre ile alakalı sanırım. yani artık eminim, sanırım dememe gerek yok, baya baya bunu savunuyorum. kendin olmanın güzelliğini gösteren, saygı ve sevgiyi öğreten bir çevreden nasıl kötü bir düşünce yapısı ortaya çıkar ki?

25 Temmuz 2016 Pazartesi

twitter, instagram



twitter ve instagram hesaplarımı dondurdum. sanırım bir hafta geçti üstünden, onuncu güne bile giriyor olabilirim. burayı okuyan ve herhangi bir platformda beni takip eden, ufacık bir şans da olsa merak eden varsa diye kısaca açıklamak istedim. pek çok sebep sayabilirmişim gibi geliyor, yazıp yazıp siliyorum.

twitter negatif etki bırakıyordu üstümde. haberler ve neyi hissetmemiz, ne konuşmamız gerektiğini dikte etmeye çalışan insanlar. yeme bozukluklarını güzel bir şeymiş gibi göstermeye çalışan çatlaklar. her konudan konuşmaları gerektiğine inananlar. sonunda konuştuğunuzda bunların saçmalık olduğuna kanaat getirenler. her şeyi bilen, en güzel bilen insanlar. sadece pozitif olanlar ve sadece negatif olanlar. ben bilmediğimi anladım. ve bunların içerisinde olmak istemediğime karar verdim.

instagram hesabımı ise paylaşmış olmak için paylaşan ve eğer fotoğraf yoksa yaşanmamıştır anlayışıyla yaşayan birçok insanla dolu bir akışa sahip olduğum için dondurdum. takibi bırakmak da bir çözüm ama artık ben de bir şeyler paylaşmak istemiyorum, yani en azından şuan için, o yüzden dondurmak en mantıklı seçenek geldi.


bana ulaşmak isteyenler e-mail, facebook, blog aracılığıyla ulaşabilirler. onlar kesmezse, bir kahve içmeye de çağırabilirler.

*yazarken kocaman bir bardak papatya çayı içtim ve willow smith'in flowers şarkısıyla başlayıp ben howard'ın in dreams'i ile bitirdim.

24 Temmuz 2016 Pazar

günlük



günlük tutmaya başladım. sanırım ağırlıklı olarak rüyalarımı yazacağım çünkü en kolay hafızamı terk edecek şeyler onlar. şimdilik geçenlerde anlattığım kedi adamlı rüyayı ve dün gece gördüğümü kaydettim. daha sonra ise bugün düşündüklerimi, bir aile üyesine karşı beslediğim kötü hisleri anlattım.

kötü hislerim geçmek bilmedi ve beni sömürdüler. maalesef defterinize her zaman mutlu şeylerden bahsetmek de pek mümkün değil. güneşli günler ve bulutlu günler.

mutlu şeyler demişken, otuz gün sürecek bir yazma olayına kalkıştım. amaç bana kalemi tutmayı, deftere yazmayı sevdirmek. hiç günlük tutmadım. belki hayatım boyu toplasanız beş gün maksimum ama o günler şuan nerede, hangi çöplükte veya neye geri dönüştürüldü bilmiyorum. işte bu otuz günlük olayın ilk yazma konusu: bugün seni ne mutlu etti? 

ha ha. bulacağım elbet. genelde mutlu eden şeyler günlük hayatıma yansımıyor ama kafamın içinde gerçekleşiyor.